KADINLARIN ALİMLERİN VE MÜRŞİD-İ KAMİLLERİN SOHBETLERİNE KATILMALARI;

Haram kılan yalnız Allah’tır.

Kati naslarla işlenilmesi yasaklanan fiillere “Haram” denilir. Hanefi fukahası “Haramın sabit olması için kat’i ve şüphesiz bir delil” şarttır hükmünde ittifak etmişlerdir. Kuran-ı Kerim de “Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar. Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır.(Hahl-116-117) hükmü beyan edilmiştir. Haram hususunda kat i delilin şart olması bu Ayet-i Kerimeye dayanır. Sıfat ve mevkileri ne olursa olsun hiçbir kulun haram ve helâl kılma selâhiyeti yoktur; bu selâhiyet yalnızca Allah Teâlâ'ya mahsustur. Peygamberlerin bu mevzûdaki ifadeleri Allah'ın iradesini ve hükmünü kullarına bildirmek ve açıklamaktan ibarettir.Allahu Teâlâ, Resûlüne uymayı, kendine uymak olarak bildirmekte ve Resûlün emri ile kendi emrini ayıranlara kâfir demektedir. Ayet i Kerimelerde “Kim Resûle itâat ederse, Allah’a itâat etmiş olur. Kim de yan çizerse üzerlerine seni gözcü göndermedik.” (Nisâ, 80) “Bir de Peygamber size ne emri verirse tutun, yasakladığından da sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah azabı çok şiddetli olandır.”(Haşr, 7) “Resûlün emrine muhalefet edenler her an başlarına bir fitne veya elim azabın gelmesinden sakınsınlar.”(Nur, 63) “Yemin olsun ki Resûlullahta sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel örnekler vardır.” (Ahzâb, 21)  “Ey iman edenler Allah’a itâat edin, peygambere de itâat edin, sizden olan ulül emre de itâat edin. Sonra bir şeyde ayrılığa düştüğünüz zaman hemen onu Allah ve Resûlüne arz edin. Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanan müminlerseniz. O hem hayırlı hem de sonuç itabariyle daha güzeldir.”(Nisa 139) Bir müslümanın itaati ; Allah’a, Resulullah (s.a.v)'e kendisinden olan ulül emre dir. Günümüzde ise bazı sapık fikirli kişiler haramlar konusunda sadece Kuran’a uyulacağını, Kuran dan başka yasak koyucu bulunmadığını söyleyerek, Sinsice Peygamber efendimizin (s.a.v)'in bir yasak koyamayacağını söylemekteler ve böylece insanları imansızlığa sürüklemektedirler. Bunların geleceğini Peygamberimiz bize daha önce nakletmiş ve bir hadisi şerifte ; Mikdâm İbnû Ma’dîkerib (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: “Bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı vardır. Onda nelere helâl denmişse onları helâl biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz” diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın haram kıldıkları da tıpkı Allah’ın haram ettikleri gibidir” (Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnû Mâce) buyurarak bizi uyarmıştır. Böylece Peygamberimizin sav in haram ettiklerini biz haram olarak kabul ederiz.Yukarıda bahsettiğimiz ayettede "Dilinizi yalana alışmış olduğu için her şeye "şu haram, bu helâldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz" (Nahl-116) Bu sebepledir ki selef âlimleri, hakkında kesin nass bulunmayan şeyler için "haram" demekten kaçınır, "mekruh, sevimsiz hoş değil.." gibi ifadeler kulanmayı tercih ederlerdi. (eş-Şâfiî, el-Umm ) Yasaklanmamış her şey mübah ve helâldir: "Eşyâda aslolan ibâhadır" şeklinde ifade edilen bu kaideye göre herhangi bir şey veya menfaati yasaklayan sahih nass bulunmaz veya bulunur da delaleti kat'i olmazsa haram hükmü de bahis mevzuu olamaz. İslâm fıkıhçıları bu kaideyi şu âyet ve hadislerden çıkarmışlardır:"Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O'dur." (Bakara-29) "Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir." (Casiye-13) "Allah'ın göklerde olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size ihsan ettiğini görmez misiniz?" (Lukman-20). Rivâyet olunduğuna göre Resulullah (s.a.v.)'den, yağ, peynir ve yabani eşek etinin hükmü sorulmuş, O da şöyle buyurmuştur: Selman el-Farisî ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyorlar: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Helâl, Allah Teâla hazretlerinin kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Teâla Hazretlerinin kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükût ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz." (Tirmizi,İbnu Mace). "Helâl, Allah'ın kitabında helâl kıldığı, haram da Allah'ın kitabında haram kıldığıdır; hakkında bir şey söylemedikleri ise sizin için affedip serbest bıraktıklarıdır." (Tirmizî,İbn Mâce, Buhârî, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Allah bazı şeyleri farz kılmıştır; bunları kaçırmayın, bazı sınırlar koymuştur, bunları da aşmayın, bazı şeyleri haram kılmıştır, bunları işlemeyin, unutmaktan değil, size olan rahmetinden dolayı bazı şeyler hakkında da bir şey buyurmamıştır; bunları da soruşturmayın." (Dârakutnî rivâyet etmiş Nevevi de hasen olduğunu bildirmiştir.) Câbir (r.a.)'ın şu ifadesi de bu kaideyi teyid etmektedir: "Kur'ân-ı Kerîm nâzil olurken biz azil yapardık (çocuk olmasın diye korunurduk), eğer yasaklanacak bir şey olsaydı Kur'ân onu yasaklardı." (Buhâri,Müslim) Bu uzun girişten sonra gelelim konumuza; Kadınların mescidlerde, camilerde, sohbet salonlarında, erkek vaiz, bir konunun uzmanı, Alim veya üstad olan bir zatın sohbetine, tesettür dairesinde katılıp katılamayacaklarına; Devr–i saadette kadınlar beş vakit namaz için, mescid–i Nebi’ye geliyordu. Hatta kadınlarını camiye gelmekten men etmek isteyen erkeklere karşı Allah Rasulü (s.a.s.), “Allah’ın yaratıkları olan şu kadınları, mescide gelmekten alıkoymayın” (Buhari,Müslim) emrini vermişti. Hatta kendisinden kadınlar özel bir sohbet günü tayin etmelerini istemişlerdi.Bu hususta Bir hadis-i Şerif te; Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: “Kadınlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Sizden (istifade hususunda) erkekler bize galip çıktı (yeterince sizi dinleyemiyoruz). Bize müstakil bir gün ayırsanız!" Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bunun üzerine onlara bir gün verdi. O günde onlara vaaz u nasihat etti, bazı emirlerde bulundu. Onlara söyledikleri arasında şu da vardı: "Sizden kim, kendinden önce üç çocuğunu gönderirse, onlar mutlaka kendisine ateşe karşı bir perde olur!" Bir kadın sormuştu: "Ey Allah'ın Resûlü! Ya iki çocuğu ölmüşse? "İki de olsa!" buyurmuşlardı."(Buhari,Müslim,). Resulullah sav erkekler kadar kadınların da dinlerini öğrenmelerini ve yaşamalalarını istiyor ve bu konuda gayret gösteriyordu. Dinin erkeklere ve kadınlara indiğini, ibadetlerinde her iki cinsede farz olduğunu beyan ediyor ve Bayram namazlarında bütün ümmeti mescide toplatıyordu. Ümmü Atiyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah bize, bayram namazlarına genç kızları, çadırda kalan genç bâkireleri, ve hayızlı kadınları da çıkarmamızı emretti. Hayızlıların da katılmaları müslümanların cemaatlerini görmeleri, dualarında hazır bulunmaları içindi, bunlar namazgahların dışında kalacaklardı. " (Buhari,Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizi, Nesâi). Demekki Allah Resülu bütün cemaatini bir merkezde toplu tutmaya özen gösteriyordu. Çünkü İslami cihat ve anlayış top yekün olmalıydı. Hatta bir seferinde Bayram namazından sonra kadınların bölüme geçerek onlara uzun bir sohbet etmişti. Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte bayrama katıldım. Efendimiz hutbeden önce, ezansız ve ikametsiz namaz kıldırdı. Sonra Bilâl (radıyallahu anh)'e dayanarak kalktı. Allah'tan korkmayı emretti ve O'na itaate teşvik etti. İnsanlara vaaz edip; ölümü, ahireti, cenneti, cehennemi hatırlattı. Sonra kadınlar bölümüne geçti. Onlara da aynı şekilde vaaz etti, hatırlatmalarda bulundu. Ve:"Allah için tasadduk edin, zira sizin ekseriyetiniz cehennem odunusunuz!'' buyurdu. Yanakları kararmış itibarlı kadınlardan biri kalkarak: "Niçin ey Allah'ın Resülü? dedi (niye cehennem odunlarıyız?)' 'Resulullah açıkladı: "Zira siz kadınlar çok şikâyette bulunuyor, kocalarınıza nankörlük ediyorsunuz." "Bunun üzerine kadınlar takılarından tasadduk etmeye başladılar. Hz. Bilâl'in eteğine atıyorlardı."(Buhari,Müslim,Ebu Dâvud, Nesai). Yani yanında birde başka erkek sahabi vardı.Yine aynı konuda İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek): "Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm" buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın: "Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: "Ağzınızdan kötü söz çok çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!" dedi. O kadın tekrar: "Ey Allah'ın resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?" diye sorunca Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı: "Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tâbiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder." (Buhârî,Müslim,Nesâî,Muvatta,).
Resulullah sav erkeklerle biatlaştığı gibi kadınlarlada biatlaşmıştır. Ümeyme bintu Rukayka (radıyallahu anh) dedi ki: "Ensâr'dan bir grup kadınla Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip kendisine: "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, çalmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, halde ve istikbalde iftira atmamak, sana meşrû emirlerinde isyan etmemek şartları üzerine biat ediyoruz" dedik. Hemen ilâve etti: "Gücünüzün yettiği ve takatınızın kâfi geldiği şeylerde". Biz: "Allah ve Resûlü bize karşı bizden daha merhametlidir, haydi biat edelim" dedik. Süfyan merhum der ki: Kadınlar, biatı (erkekler gibi) musâfaha ederek yapmayı kastedmişlerdir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Ben kadınlarla müsâfaha etmem, benim yüz kadına toptan söylediğim söz her kadın için ayrı ayrı söylenmiş yerine geçer" buyurdu.(Muvatta, Tirmizî). Resulullah sav bugünkü sapıklar gibi tokalaşarak veya musaffa ederek kadınlarla biatlaşmamıştı.
Kadınların erkek Alim, Vaiz veya mürşidlerinin sohbetlerinde edeb dairesinde bulunmalarını yasaklayıcı bir delil mevcut değildir, hatta böyle sohbetlerde bulunmaları sünnettir, ibadettir. Bu gün için dinin anlaşılması ve yaşanılması için zaruridir. Veli, Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. Günümüz Fıkıh Profesörlerinden Hayrettin Karaman hocada konuyla alakalı bir yazısında “Kadınlarla erkeklerin örtük olarak ve edep dairesinde bir arada bulunmalarında, din ve dünya için faydalı konuşma ve görüşme yapmalarında bir mahzur yoktur. Bunu meneden bir nass mevcut değildir. Bunu yasaklayanlar "Fitne" gerekçesinden hareket etmişlerdir. Burada "cinsel günaha girme tehlikesi" şeklinde anlamamız mümkün olan fitne izâfî bir kavramdır. Böyle bir fitne kadınlarla bir yerde bulunanlar için de kadınlardan ayrı olanlar için de söz konusudur. Ayrıca belli bir davranışın getirisi yanında götürüsünü de düşünmek gerekir; yani fitne (zarar ihtimali) tek yönlü değildir. Meselâ konumuz açısından kadınların faydalı bir sohbetten ve beraberlikten uzak tutulmalarının da zararları vardır. Hasılı iyi niyet, fayda ihtimali, ihtiyaç ve gerekli tedbirler “örtünme, edep, bir odada halvet etmeme” çerçevesinde kadınların cami,mescid,tekke, konferans salonu gibi umuma açık yerlerde alimlerin ve üstadların sohbetlerine katılmalarında bir sakınca yoktur, bunu yasaklayan bir emirde yoktur.Halvet (namahremle baş başa kalmak), eğer isteseler zina yapabilecekleri bir ortamda olursa caiz değildir, bunu engelleyen durumlar varsa (kapının açık, daima gelen gidenin var olması gibi) ihtiyaç hallerinde caiz olur.” Demiştir. Faruk Beşer de Konu ile alakalı bir soruya internet sayfasından verdiği cevapta; “Haremlik selamlık İslam’ın bir emri değildir. Uzun süren oturmalarda ve sohbetlerde, rahat olabilmek ve hoş olmayan davranışlardan korunmak için, özellikle Osmanlı döneminde alınmış bir tedbir ve tercihtir. Doğrusu İslam ahlakı açısından fena da değildir, tercihe şayandır. Ancak bunu İslam’ın bir emri gibi görüp, kadınla erkeğin bir arada bulunamayacağını söylemek ve bunu dinin bir vazgeçilmezi kabul etmek doğru değildir. İslam’ın kadından da erkekten de istediği bir örtünme/tesettür tarzı vardır, her iki taraf da bunun esas şartlarını yerine getirdikten sonra, halvet, gibi, ten teması gibi, laubalilik gibi diğer mahzurlar da bulunmadıktan sora bir mekânda olmalarının şerî bir engeli yoktur. Mesela, oturup beraber yemek yiyebilirler.” Demiştir. (http://www.farukbeser.com/tr/cevapoku.asp?id=269)
Kaldı ki kadınlar bu gün için çarşı - pazar dolaşırlarken, otobüslere ve toplu taşıma araçlarını kullanırlarken haramiyeti tartışmaya açılmazken ve konuşulmazken, “ki doğru olan bu”, sohbetlere gitmesinin bir sakıncası yoktur. Hele dini ilimleri öğrenmesinde bir beis yoktur. Bu noktada büyük üstad İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Her müslüman, terbiye edici bir üstada muhtaçtır. Üstad onu terbiye ederek, kötü huylardan kurtarır. Allahü teâlâ, insanlara doğru yolu göstermek için, Peygamber gönderdi. Peygamberden sonra ona vekil olarak evliyayı yarattı. (Eyyühel-veled)   İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi. [m.260] Buyurmuştur. Konuyla alakalı bazı ayet ve hadisleri naklederek doğrusunu Allah bilir deyip sonlandıralım. “Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram saymayın. Ve aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.”(Maide-87) De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?"(A’raf-32) “Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.”(Maide-99) “De ki: "Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek şahitlerinizi getirin.". Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Çünkü onlar Rablerine başkasını denk tutuyorlar. De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti. Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir. İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir.(En’am150-151-152-153)    
Nu'man İbnu Beşir radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:"Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa, cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir." (Buhari,Müslim,Ebu Davud,Tirmizi,Nesai)
İslâma girmeden önce hristiyan olan Adiy b. Hâtim Peygamberimiz'a (s.a.v.) gelmiş, O'nun "Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i rab bildiler..." (et-Tevbe:9/31) meâlindeki âyeti okuduğunu işitince: "Ya Rasûlallah! Onlar bunlara ibadet etmediler" demiş, Rasul-i Ekrem de şu cevabı vermiştir: "Evet, dediğin doğrudur; ancak bunlar onlara helâli haram kılmış, haramı da helâl kılmışlar, onlar da bunları uygulamışlardır; işte onların bunlara ibadeti bundan ibarettir." (Tirmizî) Bu ayetin tefsirinde Resulullah'ın şöyle buyurduğu da rivâyet edilmiştir: "Bunlar onlara ibadet etmediler; fakat onlar bunlara bir şeyi helâl kıldıklarında bunu helâl, haram kıldıklarını da ise haram biliyorlardı."              
İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında erkekler ve kadınlar beraberce bir kaptan abdest alıyor idiler."(Buhari,Muvatta, Ebu Davud,Nesai,).
Allah cc bizleri yanılmaktan, kasti davranmaktan muhafaza eyleyip, Kuran ve Sünnete tabi olmayı nasip eylesin.         
Mustafa Özbağ-17,04,2007

Gönül Sızım!
Göz yaşım, kalp ağrım, hasret kapım! Sensiz gelen bir bayramın şenliği nicedir?
Sana vuslat kalb-i deruna kilitliyken gözyaşının dinmez feryadı kimedir?
Çatı katının dilsiz gölgeleri sükutun bekleyişine gebeyken  gönül varsın koşmasın huzura  gönül  katli ayrılığın bilevinde diyedir

Ey sevgili, gözyaşlarım ıslatırken göğsünü, gözlerimin  buğusu kapansın  sensizliğe, sussun  dillenmesin bakışım.
Sessiz kalsın gönül sızım sana koşmazken sussun
sussun da büyütsün firakın dağladığı ruhumun feryadını.
Yansın sönmeyen alevi bahtımın bağrıma dayadığı hançerinin deştiği hasretinle hüznüm
acısın dinmesin ağrısın kalbimin sensiz sessizliğiyle dolu her kuytusu
değmesin varsın elime ellerin  kavursun sararken sensizliğini tüm benliğime dolayan ruhunun kokusu
özlemin dinmesin   eritsin delsin vuslata susuz bendenin  naçar  hasret i  düçarını
sesini duymasın varsın yansın sessiz dilsiz her çınlayan nefesin sükutu
Gönül sızım hasretim vuslatım  gözyaşım yürek  dağım
kalsın evvelimde gizli ahirine vurulu mührünün kalbimi  her dağladığı  havyanın çerağı sensiz
sönmesin feryadı ahımın  yansın ,
savrulsun nadan olan her zerremin  külü  kıvılcayıp  tutuşsun
eğilsin utancım, ezilsin ,
ruhunun eyyamına bakıp küçülsün ,
tükensin yok olurken gururum
saçlarım süpürsün közlenen hicranımın her cümlesiyle kükreyen  hışmını
Tarasın öpmeye değmeyen lebimin çığlığı dipsiz bucaksız derdimle çiğnenen parendini
yıkasın gözyaşım bastığın her adımla uzayan feryadımın pasını
eğilip diz çöküp dilensin pişmanlığım altından yüreğinin  
baksın sana bakmayan kıyılardan saklanan her müjganın kaçışı
görsün seni görmeden özleyen her sızımın yanışı
saklansın ardından fersah fersah kanayan her hayretin kovuşu
sığınsın o kovuğun altında sakladığı dalından tutan aşka
aşklansın tek aşka koşarken ikimizin yüreği tek olsun dolsun O’NUNLA
O olsun her zerremiz O’na koşarken bizle
biz kalmasın tükensin O aşkla aşklaşıp aşıldıkça
aşk olsun yolumuz bir aşkın aşkına vuslat kılsın yalnızca
sızıdan sızsın O’nun vahdetine hasretlik
hasrete hasret kalıp dolsun yürek sızım hasretle
bitmesin yürek sızım hamuş kalıp her cümle.

KARABAŞ- İ VELİ TEKKESİ’NDE BERAAT KANDİLİ

       Karabaş i Veli Tekkesi’nde Beraat kandili… Uzaklarda, cam ekranın arkasında o bahçede olabilme arzusunun dayanılmaz ağırlığının onlarca kez yaşattığı sızıdan sonra o bahçede olmak … Yüzlerce derviş kucaklaşırken orada olma saadetinin baş döndürücü heyecanına kapılıp, hislerin yoğun taarruzuyla ,kamera arkasından görülmeyen onlarca kareye şahit olmak... Herkes dostuyla kucaklaşıp uzun sohbetlere dalarken ,aynı illerden gelenler guruplaşıp saf tutarken, herhangi bir ile veya safa mensup olamamanın hüznüyle ve aynı zamanda tek olmanın avantajıyla da bir çok kardeşin yürekten samimimi kucaklamalarının sevinciyle her ile dahil olmanın keyfince seyre koyuldum tekkeyi. Bayram havasının tatlı esintileriyle dolan bahçede herkes çok mutluydu. Gülümseyen yüzler mutlu huzurlu neşeli simalar, kavuşmalar, kucaklaşmalar..

       Uzaklardayken, bilgisayardan seyrederken orada olamama azabıyla ayrı olmanın karmaşasındayken yıllardır yaşadığım şehre ait olamama hissinin, sadece tekkeden uzaktayken ruhumu yakalayan bir ayrılık sendromu olduğunu sanırdım. Oysa aynı ait olamama hissi ,tekkenin tam kalbinde de yüreğime çörekleniverdi. Ve idrak ettim ki ait olamama hissi bu şehre veya o şehre değil, dünyaya ait olamamanın azaplığındandı aslında. Herhangi bir toprağa, bir mekana ve insanlara yabancılık, insanların cam gibi akan kalplerindekileri görmekle orantılı bir uzaklaşma mıydı acaba? Dünyanın koşuşturmacası, cıvıldayışı, neşesi , enerjisi içimdeki küllere öyle uzaktı ki mekan fark etmiyordu . Bursa şehrinin dokusuyla müsemma ruhumun kalıntıları, aşinalıkla sarmalaşsalar da kısa bir süre önce bu şehre sığmayan, bu şehirde bir göz dam bulamamanın çaresizliğiyle kavrulan yersize kucak açanın özlemi, tüm mekanlara yabancı kılmıştı ruhumu. Hayranlıkla ve sevgiyle seyrettiğim kardeşlerim, kulaklarıma bayram ettiren ney ve dualara rağmen tekkenin gerçek sahipleri olan gerçek dervişlerin arasında dahi kendimi pek eğreti hissettim. Bu hissin şaşkınlığıyla kıvranırken, bu muhteşem dervişane dostluk sahnesini geriden takibeden dostumu hatırladım . Herkes dostuyla kucaklaşırken ben nasıl olur da dostumun yanında olmam diye uyanıp az evvel ki eğretiliğimden hicapla dostumun yanında yer buldum kendime. Uzun hasretliğin ve yeniden kavuşmanın coşkusuyla , bahçedeki garipliğime rağmen , dostumun yanı başındaki sessizlikte ve ıssızlıkta aradığımı buldum.

Devamını oku...

Sayfa 8 / 18

<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>