Dergâhtaki zikrullah. Mart ayı. Cepheye sema yürüyüşünden evvelki son zikir. Bir rüzgar hissediyorum ensemde, yanağımda, ellerimde. Nedir bu rüzgar? Siper..Siperlerin arasında birini görüyorum. Yüzü ay gibi beyaz ve yuvarlak. Yaşı çok genç. On beşliklerden.. Öyle ki şapkasının altında ay yüzü kaybolmuş adeta. Yaslanmış soğuk toprak sipere umarsız.. Sanki bir fotoğrafa poz verir gibi bakıyor. Bakıyor, sadece bakıyor. Gözlerinde hem hüzün var hem de mutluluk. Elleri dizlerinin üzerinde. Sadece bakıyor, derin manalı ve tevekküllü..

Cepheye Sema

           Tüm kardeşler cepheye yürürken ve siperdeki bakışı görmüşken orada olamamanın hüznü… Tüm benliğimi kaplayan hüzün, cephede olamamanın eksikliğini gidermiyor. Allah’ıma ve zikrullaha sığınıyorum. Aynı yüz siperler arasından beliriyor aniden. Yine masum, hüzünlü ve tevekkül dolu. Kimsin diyorum. “Kastamonulu Rıfat” olduğunu belirtirken, siperinin içinde oturuyor bakışını hiç bozmadan, sakin. Kastamonulu Rıfat.. Çanakkale şehidi.. Yandım diyorum! Ben size çok yandım diyorum! Çanakkale sızısını yüreğimde hissederken; mahşeri karanlığı, siper içerisindeki ölüm kokusunu, ölüm sızısını soluyorum. Rıfat ise tevekkül dolu oturuşundan, masum bakışından hiçbir şey kaybetmiyor. Zihnimden mırıldanıyorum:

Tarihler seni yazdı Çanakkale; yağmur gibi yağarken üstüne mermiler
               Sevenler mi ayrıldı batarken tek tek gemiler
               Yetim mi kaldı yoksa bebeler
               Söyle neden ağlıyorsun Çanakkale “

Devamını oku...

     Karabaş-i Veli  Tekkesi…..Tekkede yapılacak sema mukabelesini beklerken, kalabalığın gürültüsü ve semayı beklemenin sabırsızlığından biran sıyrılmak için başımı camdan dışarıya çevirdim. Hemen arkamda, mezarların veya türbelerin olduğunu fark ettim. Otururken dikkat etmemiştim ve pencerenin türbeye baktığını bilmiyordum. Efendimin , Üstadımın bir sohbetinde dinlediğim üzere “Essselamün Aleyküm ey ehli Kubur” diye geçirdim içerimden. İki gün önce, Üftade Hazretlerini ilk defa ziyaret ederken, çok kısıtlı olan vakte, oldukça bereketli evliyalar şehrini sığdırmanın pek mümkün olmadığını anlamış, çok acele de olsa  ziyaret etmeden ayrılmak istememiştim. Zira Konya ziyaretinde yollar tıkanıp Hz. Mevlana’nın tek açık yol olduğunu anladığımda Üstadım , Efendim:” Bir şehre gidildiğinde,ilk önce o şehrin büyükleri ziyaret edilmelidir” derken yolların neden sadece Hz. Pir’e açık olduğunu izah etmişti.Lakin Bursa şehrinin öyle çok velisi vardı ki!Hepsini görmek istiyordum. Acele acele Üftade Hazretlerinin ziyaretine vardığımızda yukarıya çıkmadan aşağıda bir küçük mezar fark ettim. Hafif duraksayıp fatihaya başlayınca: “Ben küçük bir çocuktum , beni boğarak öldürdüler” sözlerini hisseder gibi oldum. Mezar küçük olduğu için ve daha evvel böyle bir tecrübem olmadığı için bilinçaltımın aldatmacası veya zihnimin kurgusu diye düşündüm ve çok acele Üftade hazretlerinin yanına yöneldim. Tekkenin bahçesindeki mezara bakarken bir gün önceki  o küçük mezarı hatırladım, şimdi artık acelem yoktu,  gözlerimi kapadım. “Esse lam ün Aleyküm ey ehl i kubur” diyerek yine “Üstadımın sufi öğretisine binaen öğrettiği  on bir ihlas ve  bir Fatiha okumaya koyuldum. Sema henüz başlamamıştı .İçerisi kalabalık ve gürültülüydü. Arkam semahaneye, yüzüm pencereden bahçedeki mezara   dönüktü. Kısa süre sonra tam karşımdaki mezarda bulunan kişinin isminin  Muhammed Fakîh olduğunu hissettim. Muhammed Fakîh diye tanıtmıştı adeta kendini sözsüz ve dilsiz. Daha evvel Fakih diye bir kelime duyduğumu hiç hatırlamıyordum. Hatırlasam, yine bilinçaltı kurgulaması  olduğunu düşünecektim.

Devamını oku...

“Gel ey Muhammed bahardır Dudaklar ardında saklı aminlerimiz vardır Hacdan döner gibi gel Miraçtan iner gibi gel Bekliyoruz yıllardır” Dördüncü zikir O’Nu özlemenin mi daha zor yoksa O’nu özlerken O’nun hayalini kurmak ve o hayalin mi gerçek yoksa gerçek olanın mı hayal olduğunu ayırdedememenin mi daha zor olduğunu ayırdedemediğim bir günün gecesinde zikrullah….Bir derviş beliriyor Üstad’ımın gölgesi kokan….”Beni zevcin olarak kabul edermisin” diyor tanınmayan bir zamanın beklenmeyen anının ansızlığında. Ah der gibi bakıyorum kirpikleri Üstadımın bakışıyla nurlanmış gözlerine dervişin şaşkın , umarsız ,umutsuz . Bakmak bir an, susmak yüz an, düşünmek bin an. Öyle çok tanıyorum ki hiç tanımadığım bu dervişi! Bakışlar kararırken dil susuyor. Dil susunca gönül başlıyor, gönül başlayınca umut soluyor. Umut solunca dil , dîl oluyor. Anın aydınlığı karanlıkla halkalanıyor.Öyle çok tanıdığım hiç tanımadığım dervişe boynum bükük , hüznüm şedid dalıyorum. Yalnızlıktır benim tek yoldaşım, ayrılmaz tek sevgilim diyorum, diyorken hamuş olup ağlıyorum. Derviş öyle yürekli, öyle kararlı öyle merhametli ve öyle mütebessim ki ona hayır demek mümkün değil. Ben sana layık değilim diyorum en sonunda cevaben . Bursa’daki ilk gecemde, şeb i arus gecesinde gördüğüm bir rüya geliyor zihnime ansızın. Rüyayı derviş çağırıyor gönlüme. Şeb i aruzun yapıldığı salonda yanıma bir adam yaklaşıyor . “Biz bir insanla ilk tanışıp karşılaştığımızda onun yüzüne bakmayız, ilkin yüreğine bakarız. Biz tanışıyorduk….”deyip kayboluyor. 15 aralık gecesi gördüğüm bu rüya zihnimde canlandığında, derviş o rüyadaki bendim diyor. Ben senin gönlüne bakarım başka yerine değil diyor. Gönlüne baktım ve gördüm diyor gönlümü fethedercesine. Beni zevcin olarak kabul eder misin diyor yine yumuşak, derin ve karşı konulması mümkün olmayan bir çağırışla. Üstadımı hayal meyal farkediyorum şaka yapmış ve yürekten kahkahalar atar gibi gülümserken en neşeli en şakacı haliyle. Alışık olmadığım zevc ile ve kararsızlıktaki kararlılıkla ‘zevc’in beyaz ihramının ardına tutunup Kabe’ye meylediyoruz. Kabe’ de bir eş oluşun ve o eşin ardına düşülüp yapılan tavafın eşsizzz güzelliğiyle. Kabe eşsiz , eş eşsiz eşsizlik eşli.. Tavafın güzelliği ruhun güzelliğinin insiyabına dolanıyor. Bedenler bedensizliğin hafifliğinde tavaf yapıyor. Hacer ül esved bizi ilk tebrik eden oluyor nurunun ve kokusunun eşsizliğiyle . Biz mi onu selamlıyoruz O’mu bizi selamlıyor ayırd edemiyorum. Düğün hediyesi gibi gülümser selamlaşmamızla. Tavaf sonsuz bir derinlikte yapılan binlerce fit yükseklikte salınan kelebeklerin kanatsız uçuşu gibi, pervanelerin ışığa meylini anlamak gibi. Bizi bekleyen bir halakaya katışıyoruz tavafın ardından ve ‘biz’olmanın acemiliğinden emin Arafat dağında oluyoruz . Küçük gurup tek halakadan oluşmuş Arafat dağında Adem’le Havva’nın karşılaştığı mekan olduğunu bildiğimiz noktada nikahımız için toplanmış. Aralarına katılıp ellerimizi duaya açıyoruz arşa doğru aminler yükselirken. Hz. Ömer’i bu kadar sevdiğin için Ömer’in ahlakıyla ahlaklanmış olan nasibin diyor bilmediğim ve duymadığım bir ses.

Devamını oku...

Sayfa 9 / 18

<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>